Konya'nın 'Korkak' Akademisyenleri
Mehmet Ali Kayacı

Konya'nın 'Korkak' Akademisyenleri

Vaktin birinde bir konu üzerine bir program yapmak istemiştik. Konunun muhatabı 5 akademisyene ulaştığım vakit birinden "olur" cevabı alabilmiştim.

Sonra dedim ki, bu akademisyenler korkak mı? Test etmeden bilemezdim.

Mesele-1
Konya'daki üniversitelerde görevli, geleceğe bilgi paylaşımlarını sunabilecek "63 kişi" altmış üç kadar insanı tek tek aradım. Her birini aramadan önce uzman oldukları konuyu araştırdım. Sonra aradığım akademisyenin ehil olduğu konuyu kendisi ile konuşmak istediğimi belirttim.

Peki, sonuç?

Bir siyasi gelse bu insanları bir programa çağırsak, değil salonun çaycısı kapıcısından önce salona gelir ve yerlerini alırlar. Hatta bir de konuşma yapacaksın desek, gecesi sabah olmaz bu kulların.

Neyse efendim. 63 akademik insandan telefonunu açmayan ve geri dönmeyenleri de saf dışı bıraktığımızda 40 kadar insanla iletişim kurabildik. Bu 40 akademisyenimizden de sadece 2'si bir televizyon programına katılabileceğini iletti. Hiç unutmam, o bir tanesi hasta yatağında ve yaşına rağmen gelmeyi kabul etmiş, örnek bir şahsiyet İlahiyatın Mehmet Ali Hocasıdır.

Mesele-2
O günden bugünün pek farklı olmadığı kanaatindeyim.

Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda, 20 kadar akademisyen ve stk temsilcisi ile bir araya geldik. Her birine sorsak, işinin piri. Birde eleştirmezler mi bizi.

Ortak kanaat şu, "Siz Kanal 42 olarak neden daha iyi işler yapmıyorsunuz. Neden büyümüyorsunuz". Sabrım yine taştı bu insanlara ancak pek fazla kelam etmenin de doğru olmayacağı düşüncesi ile araya girdim.

Diplomalı bilginlere... Kurumun bir temsilcisi, konunun muhatabı ve son sözü ifade edeceğimi dile getirerek, "Siz bugüne kadar bize ne verdiniz ki, bizden bir şeyler isteyebiliyorsunuz. Siz bildiğinizi bildirdiniz mi ki, konuşma hakkını elde edebiliyorsunuz", dedim ve toplantı bitti.

Her şey bu kadar basit. Menfaati için dile gelen bir topluluğun, milletin menfaatini dile getiremediği gibi hiç düşünmediğini de görüyoruz. Ama iyi bilmeleri gereken bir şey var ki, her bildiklerinden sorumludurlar.

Mesele-3
YÖK Başkanı Mehmet Ali Yekta Saraç'ı az çok herkes bilir, akademisyenler herhalde daha iyi bilir.

Babası Muhammed Emin Saraç'ı sanırım pek bilmezler.

Muhammed Emin Saraç bir gün Muhterem Ali Haydar Efendi'ye gider. İlim öğrenmek ister. Ali Haydar Efendi, kapıya zor varabilmişken kendisinden ilim istenir, bilgisine başvurulur.

Saraç, o gün evine eliboş ve hüzünlü döner. Ali Haydar Efendi için o günün gecesi olur ancak sabahı olmaz. Günün ilk aydınlığında, Ali Haydar Efendi'nin hanımı hocan seni çağırıyor diye Muhammed Emin Saraç'ı acele haberdar eder.

Muhammed Emin Saraç, o gün Ali Haydar Efendi ile derin bir yolculuğa başlar. Ancak Ali Haydar Efendi'nin düşüncesinde o gece neler değişti bilmemiz lazım. Hele ki, ilim sahiplerinin öğrenmesi ve dahi yaşaması lazım gelir.

Peygamberimiz (sav), "Kendisine bir ilim sorulup da bunu gizleyen kimseye kıyamet gününde ateşten bir gem vurulacaktır." (İbn Mâce, Hâkim).

İşte bu hadisi şerif, o gecenin özetidir.

Ali Haydar Efendi'nin söylediklerini araştırın hissettiklerini siz düşünün.

Sözün özü... Mesele bitti.
Artık ahireti için çalıştığım Konya'daki akademisyenlere duyuru. Televizyonumuz Ankara'da bir stüdyo açtı.

Konya'da beni o kadar yordunuz ki, ilk işim Ankara'daki akademisyenlerle programlara başlamak oldu. Artık onların ahireti içinde çalışıyoruz. Sizin pastanız biraz daha küçüldü.

İşin özü şu ki sevgili kardeşlerim... Bilgisini paylaşabilenleri tenzih ederim ki; teziniz, cebiniz, eviniz derken bir korkak topluluk olup ahiretinizi yakmayın.

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Evlilik Programları Kaldırıl(a)madı!
Evlilik Programları Kaldırıl(a)madı!