Şanghay İşbirliği Örgütünde Türkiye Faktörü
Emrah Bozkurt

Şanghay İşbirliği Örgütünde Türkiye Faktörü

1996 yılında Şanghay Beşlisi olarak temeli atılan oluşum, 2001 yılında Özbekistan’ında katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütü adını almıştır. Başlangıçta bölgesel güvenliğin sağlanması amacıyla yola çıkan “Beşli” kısa bir süre sonra mahiyetini büyük ölçüde değiştirmiş; ekonomik, siyasi, askeri ve kültürel işbirliği alanlarını da kapsamına alarak yeni bir uluslararası örgüt olarak kurumsallaşmasını pekiştirmiştir. Bu pekiştirmeyi düzenli olarak her yıl yapmış oldukları Devlet Başkanları, Hükümet Başkanları ve diğer konseylerin toplantılarını örnek gösterilebiliriz.

Türkiye 1996 yılında kurulan bu örgüte önce 2005 yılında başvurmuştur. Rusya ve Kazakistan’ın olumlu yaklaşımlarına rağmen Asya’da yükselen güç Çin’in kabul etmemesi üzerine eli boş dönen Türkiye, 2011 yılında dönemin Başbakanı tarafından Rusya ziyareti sırasında tekrardan gündeme getirilmiş ve 2012 yılında kesinleşen diyalog ülke statüsü ile Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girme serüveni başlamış durumdadır. Türkiye yarım asırdır başka bir serüvenin peşinde olduğu bilinen bir gerçektir. Tabi şimdi herkesin korkusu yeni başlayan bu ŞİÖ serüveninin kabus olan AB serüvenine benzememesidir diyebiliriz.

Türkiye’nin yeni kurulan bu oluşuma katılma isteğinin ve ilerde oluşuma tam üye olarak katılması durumundaki artıları eksileri tabi ki olacaktır ama öncelikli olarak Türkiye’nin bu oluşuma hazır olup olmadığı düşünülmeli ve bu konuda öneriler sunulmalıdır, bunun akabinde mevcut durum kontrol edilmelidir.

 Şimdi bakacak olursak yukarda da dediğim gibi Türkiye yarım asırdan fazladır AB’ye girmeye çalışıyor fakat bir netice alınabilmiş değil - Aslında en net diyebileceğimiz olay ise Gümrük Birliği antlaşmasıdır - Alınamamış neticeler ve AB’nin vermiş olduğu ama yerine getirmediği vaatleri göz önüne alarak yıllardır girmeye çalıştığımız organizasyona bir anda tabiri caizse sırt çevirmemiz bizi derin bir kuyuya itebilir. Çünkü girmeye çalıştığımız örgütün bizi kesin olarak tam üye yapacaklarına dair bir bilgi edinebilmiş değil.

 Nitekim Avrupa Birliği’ne de başvuru yapalı yarım asrın üzerinde ve halen kapıda bekliyoruz. Bu örgüte fazla yükselmeden yavaş ama emin adımlarla yürümek gerekir. Her ne kadar Asya’da bulunan akraba, dost ve kardeş Türk Cumhuriyetleri ve yakın coğrafyamızda bulunan   İslam ülkeleri olması ve Türkiye ‘ yi bölgede aktör olarak görmek istemeleri kadar, bölgesel birlik kurulmasını istemeyen  ülkelerin varlığından da söz etmek gerekir. Türkiye’nin bu durumdaki pozisyonu aslında gayet açık; Türkiye dost ve kardeş Cumhuriyetlerle ekonomik, askeri, siyasi, sosyal ve kültürel işbirliğini daha sıkı bir şekilde artırması gerekmektedir. Aynı şekilde diğer Asya ülkelerine karşı da aynı hassasiyetle yaklaşmak zorundadır. Bu durumu ifade etmek gerekirse Türk-İslam birliği kurulmalıdır. Bunları yaparken de devlet aklının kullanıldığı ve şahsiyetli bir dış politika anlayışının yanı sıra uluslararası hassasiyetlerin de göz önünde bulundurulduğu aşamalı bir kopuş gerçekleştirerek AB’ ye karşı bakış açısını değiştirmeli ve ilişkilerini tekraren gözden geçirmelidir. Yüzünü Doğu’ya çevirmeli ama Batı’ya da tam anlamıyla sırtını dönmemeli, özellikle ekonomik anlamda, şuan ki pozisyonunu korumalı ve Asya ile Batı arasında ki jeopolitik ve jeostratejik konumunun önemini hiçbir zaman unutmamalı ve unutturmamalıdır. 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Evlilik Programları Kaldırıl(a)madı!
Evlilik Programları Kaldırıl(a)madı!