Yedi İklim Hatırası
Ali Ayata

Yedi İklim Hatırası

Üsküdar da sahile yakın bir yerde. Dar ve uzun bir sokak içerisinde.  Belki de bulunduğu konum itibariyle, naif mümtaz bir yer.  Sokakta  çok ses yoktur mesela. Bulunduğu yer tarih müzesinden bir bahçedir sanki. Ve bu bahçenin içerisinde eşsiz bir hazine var. Yedi İklim Dergisi...

                Belki de daha önce birçok kütüphane, müze, sergi gibi yerleri tanıma ve gezme imkanımız oldu.  Genelde de vefat etmiş yazarların eserleri bulunur. Hoşunuza giden eserleri veya gösterime sunulan eşyalar ile fotoğraf karesi içerisinde olmak istersiniz. Hatta o hoşunuza giden eserlerden bir nüsha da siz almak istersiniz. Ama genel itibariyle olay döngüsü bu şekilde  olur.

                Gelelim Yedi İklim Dergisine...

                Hem kurucusu ve hem de genel yayın yönetmeni Ali Haydar Haksal hocamı farklı mecralarda tanıyor idik. Çeşitli konferanslar, programlar ile kendisini yakinen takip ediyorduk. Birçok kez telefon ile görüşmemize rağmen  kendisi ile yüz yüze tanışmak nasip olmamıştı.

                Ufukta bir İstanbul ziyareti doğmuştu. Eş, dost, akraba ziyaretleri,  bununla beraber tarihi mekanları, önemli şahsiyetlerin kabirlerini ziyaret etme niyetiyle  biletlerimizi aldık ve İstanbul'a geldik.  Tabi birçok yeri gezme, tanıma imkanımız oldu. Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii, Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Gülhane Parkı, Ahmet Hamdi Tanpınar Kütüphanesi, Eminönü, Eyüp Sultan ve niceleri.

                Tabi bu ziyaretlerimiz kapsamında son durağımız Yedi İklim Dergisi oldu.  Üzerimizde İstanbul'un yorgunluğu ile son yer, son ziyaret yapılmak üzere Yedi İklim'in yolunu tuttuk.  Kafamızda ki plan ise ziyaretimizi bir saat yapar, sonradan yolculuk hazırlığımızı yapmak üzere kaldığımız yere geçeriz düşüncesiyle Yedi İklim'in önüne geldik. 

                Ali Haydar Hocam ile merhabalaştıktan sonra çay koymak üzere yanımızdan bir kaç dakikalığına ayrıldı. Resimlerde, programlarda gördüğümüz Yedi İklim Kütüphanesini canlı olarak izleme imkanını elde etmiştik.  Raflar tozlu, kitaplar birbirine karışmış ama tatlı bir kütüphaneydi. Belki de orayı güzelleştiren unsurlardan birisi de oranın dağınıklığıydı. Nitekim gezdiğimiz, gördüğümüz yerleri birde o heyecan ile orayı yaşayan birinden dinlemek üzere gelmiştik. 

                "İşi ehline, sözü sahibine verin" dermiş atalarımız.

                Sözü de biz hocama verdik.  Haliyle işin ehli ve sözün sahibi Ali Haydar hocamı tanımayanlar için hasbel kader Türkiye'nin en önemli, en nadide öykü yazarlarındandır.

                Yaşamı, eğitimi, dostları ve  çalışmalarını kendisinden dinleme imkanımız oldu. Haliyle edebiyatçı insanlar daha duygusal, daha samimi olmaları hasebiyle Ali Haydar hocamın da gözündeki ışıltı ve heyecanı bizde görme imkanı bulduk.

                Eserlerinde okuduğumuz okuyucu ile iletişim kurma, onlara geleceğe karşı ışık tutma mesajlarının olduğunu bilirdik.  Aynı okuduğumuz o metinleri bizzat kendisi de yaşıyor olması oradaki muhabbeti daha da kıymetli yapan bir unsur oldu.  Özetle birçok konuda istişaremiz oldu.  Hayatı, yaşamı, edebiyat alanındaki çalışmaları noktasında bilinmeyenleri kendisinden dinleme imkanımız oldu.  Hatta edebiyatçının tek besin kaynağı simidini bile yeme imkanımız oldu.  Ama bir sual yönelttim ki benim için bu ziyaretin en önemli mesajı oldu diyebilirim.

                İmam hatip okuyan birisinin imam, müftü, müezzin olması gerekirken bu konu ile hiç alakası olmayan bir meslek dalı edebiyatçı olmanın, edebiyatı tercih etmenizin sebebi nedir?

                Özetle kendisi her işin bir üslubu var dedi. İmamda olsanız, öğretmende olsanız bu işin en başında üslup gelir demesi benim için yeterli olmuştu. Hayatımızda çok başarılı biri olabiliriz ama o başardığımız işi insanlara aktarma noktasında eksiklik yaşıyorsak o işin hiç bir kıymeti olmayacağını bu sebeple öğrenmiş olduk.

                Velhasıl yukarıda demiştik ya, bir saat ziyaret ederiz diye. O düşündüğümüz bir saat tam iki buçuk saat olmuştu.  Veda vakti her zamanki gibi yine gelmişti.

                Haa ! Unutmadan söyleyelim. Bir kişinin daha hakkını teslim lazım. O da Ahmet Tahir Haksal ağabey. Kendisi Ali Haydar hocamızın kardeşi oluyor .  Ziyaretimiz esnasında Ali Haydar hocamızın eserlerini , yaptığı çalışmalarını bizlere getirerek birebir görmemize vesile olmuştur.

                Şuan bu yazıyı okuyanların aklından da geçmiştir. Kitap hediye almadınız mı diye? İnanın dostlar o muhabbete hasıl olduysanız kitap hediye almak aklınızın ucuna bile gelmeyecektir.  Bundan emin olabilirsiniz. Ama yine de konuya açıklık getireyim. Ali Haydar Hocamın eserlerini tanıtmak amacıyla masamıza getiren Ahmet ağabey bütün kitapları hediye etti. Hatta arka raflarda saklı olanlar da dahil. Hatta Ali Haydar Hocam da Vallahi Ahmet benden daha cömert çıktı demesi ziyaretin en latifeli cümlesi olmuştu.

                Özetleyecek olursak yaşayan bir hazinenin muhabbetine hasıl olmak İstanbul ziyaretimizin en keyifli, en güzel yanıydı. 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Suriyelilerin İllere Göre Dağılımı 'Ağustos/2017'
Suriyelilerin İllere Göre Dağılımı 'Ağustos/2017'
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek