Bizim Mahalle
Taha Yasin Yazıcı

Bizim Mahalle

Nostalji de kalmış, TV dizilerinden, filmlerden seyredilen yâda eski romanlardan okunan hatıralar… Çocukluğumuzda mahalle içerisinde dilediğimizce dolaşır, saatlerce gözden kaybolurduk. Özgürdük, hayallerimiz sınırsızdı… Sosyal medya tutsaklığımız yâda bilgisayar oyunu gibi prangalarımız yoktu. Rüzgâra esirdik biz! Rüzgâra karşı bisiklet süremez, rüzgârı arkamıza alırdık. Yokuşlara esirdik biz! Yokuş yukarı çıkmak yerine yokuştan aşağıya salardık bisikletlerimizi… Karnımız acıkınca kim olduğu önemli değil, hatta tanımamız bile önemli değil herhangi bir komşu teyzenin ekmeğin arasına koyduğu katıkla karnımızı doyururduk. Akşam karanlığı çökmeden eve girmek mümkün değildi.

Esnafından, komşusundan, mahalle imamından, yediden yetmişe herkes arasında sarsılmaz bir güven, sağlam bir dostluk, kuvvetli bir aile bağı vardı. Mahalle de düğün oldu mu komşular kendi evlerine gelin geliyormuş gibi temizlikler yapar, kendi evlerinden gelin çıkıyormuş gibi çeyizler düzenlerlerdi. Cenaze oldu mu kırk gün o eve yemek gider, komşu da pişen yemek bize de düşerdi. Komşuluk bağları aile bağları kadar önemliydi o zamanlarda. Şimdi gelinen çağda her şeyin en mükemmeline sahip olmamıza rağmen insanlığımızı, sevgimizi, komşuluğumuzu kaybettik. Yemeklerin en lezzetlisi evimizde pişer ama komşuya göndermek yerine çöpe dökülür. Maddi her imkânımız vardır fakat komşunun düğününe bir çeyrek altın alamayız. Kredi kartlarıyla boğuşuruz. Bankalara, alış veriş merkezlerine bitmeyen taksitlerimiz vardır. Kapitalist sitemin boyunduruğu altında çürüyüp giden bir hayatın zararını hesaplayamayız bir türlü. Altımızda son model arabamızla komşunun acil hasta annesini doktora bile götürmeyiz, ambulansın işi nedir ki… Affınıza sığınıyorum dostlar; artık komşunun hasta annesi evladıyla beraber kalmıyordu değil mi?

Bütün bu maziyi gözümde canlandıran bir çorbacı oldu. Geçenlerde sabah namazından sonra bir mahalle çorbacısında aldık soluğu. Elli metrekare bir dükkân, tonton bir esnaf ve elli yaşlarında çalışan iki komi… Komi mi dedim, garson azizim garson… Masalar dolu herkes boş bulduğu yere oturuyor, boş bulup oturuyor, ustaların herkesle samimiyeti var. Tonton amca oturduğu yerden herkesle sohbet ediyor. İlk defa gittiğim halde bana bile laf atmaktan geri durmadı. Masalar da ki sular ve akabinde gelen çay ikramdan. İşte her yerde aradığımız şey bu samimiyet, bu dostluk.... Orası bir mahalle çorbacısı, lüks bir lokanta değil. Kredi kartınızla ödeyeceğiniz bir hesap için beklenmiyor kasada. Kiminin parası kiminin duası… Yâda bahşiş için başınızda bekleyen komilerde yok etrafınızda. Hayır azizim yanılmadım bu sefer, komi diyecektim. Alafranga yaşadığımız toplumuzda kapitalizme kurban olmamak için direnen bir mahalle çorbacısı... Doksanların filmlerinde kalmış, bizim çocukluk hatıralarımız olan dostluk ve kardeşlik bağı elli metrekare dükkânda yaşamaya çalışıyor. Karıştırmayalım lütfen! Burada ki mesele dekor meselesi değil, samimiyet meselesi. Doksanlarda çevrilen aile filmleri, fotoroman dergileri, arkası yarın radyo programları vardı. Hep dostluk, hep kardeşlik, samimiyet ve sevgi üzerine konular işlenirdi oralarda. Nereye gitti o zenginlikler? Çocuklarımızı güvenlikli sitelerde başında bekleyerek parkta oynamasına izin vermek zorunda kalan bizler, komşusunun aç yâda tok olduğunu bilmeden sabahlarken bu gidişin nasıl bir çıkmaza gireceğini hesap ediyor muyuz? Esnaf dükkanımızı emanet edemediğimiz çıraklarımızdan kızlarımıza, torunlarımıza nasıl aile babaları, yada henüz kendi öz kardeşine müşfik bir yaklaşım sergileyemeyen, merhamet nazarıyla bakamayan bir abla kendi ailesine nasıl anne olacak? Şairin dizeleri kulaklarımda çınlıyor dostlar;

“Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Oruç: İyiliği Tutmak ve Kötülükten Vazgeçmek
Evlilik Programları Kaldırıl(a)madı!
Evlilik Programları Kaldırıl(a)madı!